Reklamı Kapat
İhsan YALÇINKAYA

İhsan YALÇINKAYA

GÜZEL ATLAR ÜLKESİ PINARBAŞI

Bir ulusun var oluş ölçütleri; dili, kültürü, vatanı, en önemlisi de tarihidir. Genel anlamda millî tarihimiz, yerel manada Pınarbaşı’nın tarihine ait gerçekler, geleceğimizle ilgili yönümüzü bulma bakımından oldukça önemlidir. 
“Kayseri’de Pınarbaşı, / Zamantı’nın seti güzel, / Uzunyayla Yaylası’nda, / Hayvan otlar eti güzel. Koyunlar, kuzular, yozlar; / Çayırlarda geçer yazlar, / Peynir yapar hanım kızlar, / Koyunların sütü güzel.” 
Bundan 2162 yıl önce kurulmuş olan ilçemiz Pınarbaşı’nın Kapadokya Krallığına başkentlik yapmış olması, en büyük gurur kaynağımızdır.
Son Pers genel valilerinden olan üçüncü Arya-ratez, başkent olarak Pınarbaşı’nda kalmaya karar verip buraya yerleştikten sonra kendisini kral ilan etmiş ve adına para bastırmıştır. Ondan önceki hükümdarların bastırdıkları sikkelerde kral unvanı yer almaz. Bastırdığı gümüş ve bronz sikkelerde ilk olarak Kral Arya-ratez unvanını kullandığı için Kapadokya’nın ilk kralı olarak Kral Arya-ratez, ilk başkent olarak da Pınarbaşı kabul edilmektedir. 
Milattan 255 yıl önce kurulduğu tespit edilen ilçemize III. Arya-ratez kendi adını vermiştir. “Ârya-ratez’in ülkesi” anlamına gelen “Arya-ratya”, ilçemizin tarihte bilinen ilk ismidir. Krallığın ismi ise daha eski olup kendisi de İran kökenli III. Arya-ratez’in ana dilinden yani Persçeden gelmektedir. 
Anlamı son derece ilginç olan “Katpatuka”, “güzel atlar ülkesi” anlamına gelmektedir. MÖ 522 yılından kalma yazıtlardan bilindiği kadarıyla Katpatuka kelimesi, o tarihten beri bölgeye verilen isimdir. Kelime, zamanla Rumcadan etkilenerek “Kapa-doş-ya” şekline dönüşmüştür. Kapadokya’nın ilk başkenti olan ilçemiz, yetiştirdiği atlarıyla ünlüdür. 
Önce Hititler, sonra Persler, arkasından da Roma imparatorları, yarış atları için aygırları burada yetiştirmiş; Selçuklu ve hatta Osmanlı Sarayı için de yine burada atlar beslenmiştir. At yetiştiriciliği, Pınarbaşı için 2500 yıllık bir gelenektir.
III. Arya-ratez, Pınarbaşı Çayı üzerine bir set yaptırarak ilçenin şu andaki oturum yerini suyla doldurmuştur. Bu setin son kalıntıları, hâlen mermer fabrikası yanında görülmektedir. Üzerinde sandal gezintileri yapılan bu baraj kalıntısının asıl önemi, Pınarbaşı’nın tarihteki efsane şehir Arya-ratya olduğunu tek başına ispat etmesinden kaynaklanır.
Yunan coğrafyacısı Strabon’un yazdığına göre III. Arya-ratez, kendisine barajlar yaptırıp zevk ve sefahat âlemleri için kullanmıştır. Yüzyıllar boyu pek çok bilim adamı Arya-ratya’nın neresi olduğu hakkında farklı iddialarda bulunmuşlar ancak bu baraj kalıntısını bulabilen olmadığı için Arya-ratya’nın Pınarbaşı olduğu gerçeği askıda kalmış fakat yukarıda sözü edilen kalıntılarla ortaya atılan bu görüş gerçeğe dönüşmüştür.
Kulaktan kulağa binlerce yılı aşıp günümüze ulaşabilen, yaşlılardan duyulan hikâyelerde şehrin oturum yerinin eskiden göl olduğu ve kral kızının burada sandal sefası yaptığı anlatılmaktadır. 
Bölge, o tarihte en önemli yolları birbirine bağlıyordu. Bunlar içinde Efes’ten gelen Kral Yolu çok önemliydi. Bu yolun bir kolu Manisa üzerinden geçiyor; Dinar-Yalvaç-Aksaray-Zerezek-Pınarbaşı-Göksun’dan güneye devam ediyordu. Buradaki ticaret yolları, Kapadokya’nın ana gelir kaynağını oluşturmaktaydı. Zira sert iklim şartları, ekilebilir toprak ve çalışacak nüfusun azlığından dolayı bölge, tarıma elverişli değildi. Şehirde oturmayı benimseyen halk için hayvancılık dışında ticaret de önemli bir geçim kaynağı olmuştur. Zaten bölge, Asur ticaret kolonilerinden beri süregelen, özellikle de Kayseri merkezli ticari bir yapıya sahipti. Bu ticari geleneğin günümüz Kayseri’sine kadar kuşaktan kuşağa aktarılmış olması hayli dikkat çekicidir. 
Ticaretle zenginleşen halk, devrin şartlarına göre rahat bir hayat sürüyordu. Dilleri ise o dönemin kültür ve ticaret dili sayılan Yunancaydı. Bölgeyi ziyaret eden gezginlere hoş gözükmeye çalışan III. Arya-ratez, Suriye kökenli halkının Yunanca konuşması için çaba sarf ediyordu.
III. Arya-ratez’in MÖ 220’de ölümüyle yerine aynı isimle IV. Arya-ratez geçti. Bu dönemde parlak bir krallık yaşayan Kapodakya; Kırşehir, Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri, Yozgat ve Malatya’nın tamamını; Ankara, Sivas ve Adana’nın ise bir bölümünü kapsar hâle gelmiştir. 
IV. Arya-ratez, tahtını MÖ 220’den sonra o dönemdeki adı “Mazaka” olan Kayseri’ye taşımış olsa da bu değişiklik, Arya-ratya Krallığının önemini ortadan kaldırmamıştır.
İsimleri Arya-ratez olan kralların yönetimindeki Kapadokya, Roma ile iyi geçinmek zorunda olan bir krallık olarak MS 17’ye kadar yaşamaya devam etmiştir. Roma İmparatoru Tiberus, bu tarihte Kapadokya’yı Doğu Roma’ya bağlı bir eyalet; krallarını ise eyalet valileri yapacaktı. O dönemde Kayseri’nin ismi de Roma İmparatoru Sezar’a atfen “Sezere Mazeka” olarak değiştirilmiştir.
Krallık merkezinin Kayseri’ye taşınmasından sonra başkentliğin Kayseri’ye kaptırılması ve Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Pınarbaşı Çayı’nın çıktığı yerde Hristiyanlık döneminin ilk ve en önemli kilisesi kurulmuştur. Kilisenin piskoposu olan Basil, dinini yaymak için birçok vali ve krala mektuplar yazmıştır. Tarihsel kayıtlarda, kayıt numarası 310 olarak geçen mektubun hitap kısmında “Kayseri’nin 60 mil doğusundaki Arya-ratya halkı ve buradaki bazı dostlar adına tavsiyeler” ifadeleri yer almaktadır. Bu mektupta yer alan, Kayseri’nin 60 mil yani 97 km doğusu ifadesi ise Arya-ratya’nın Pınarbaşı olduğuna en iyi delildir. Bu çerçevede Pınarbaşı’nın yerli ve yabancı turistlerle ilçe ekonomisine büyük katkı sağlayabilecek bu tarihsel değerlerinin farkında olma konusunda henüz zaman geçmiş değildir.
Pazarören girişindeki üzerine cep  telefonu vericisi dikilmiş olan Ispıtın Tepesi’nin altında; şimdiki Derinkuyu’nun benzeri bir yer altı şehri, eski adı “Sıradan” olan Oğuzlar köyü ile Kızılhan köyü arasında uzanan ve Ihlara Vadisi’nden farkı olmayan Soladere Vadisi’ndeki Kaya Kiliseleri, Melikgazi köyündeki Kale ve Melikgazi Türbesi, Koçyağız’daki Garip Türbe, Pınarbaşı merkezindeki Tunç Top, Han köyündeki Han Kervansarayı, Şerefiye köyündeki Kale, Kötüören mezrasındaki şehir harabesi, Panlı köyündeki yontma taşlarla yapılmış kemerli bina, Aslanbeyli köyündeki  Taşlı Seki ve Eğri Armut mevkisinde bulunan Kale, ören yerleri ve Küçük Seki'deki Tümülüs ile yine Aslanbeyli köyünün yaylasında bulunan  Mığırdıç Han diye de bilinen Kırıkhan ve Kırın Gediği’ndeki kilise  yerleri, Pınarbaşı’nın tam ortasında üzerine çağlayan yapılan kayaların altına oyulmuş şömine benzeri bacalı tandırlar ve uçsuz bucaksız oyma mağaraların varlığına sahip çıkmak; turizm ihmallerini gidermek için en önemli fırsattır. 
Şu gerçeği belirtmekte yarar var: Batıda Aksaray’dan doğuda Malatya’ya kadar uzanan Kapadokya Krallığının günümüz turizm broşürlerinde; Ürgüp, Göreme ve Peri Bacalarının yanında Kapadokya’nın gerçek başkenti, güzel Pınarbaşı’nın da yer alması; ilçenin hak ettiği şüphe götürmez bir gerçektir.  
Arya-ratya ismi 8. yüzyıldan sonra terk edilerek yerine “Samantos” kullanılmaya başlanmıştır. Büyük ihtimalle değişime uğrayan halk, Arya-ratez adını artık kullanmak istemez. Ünlü İngiliz coğrafyacı Ramsay, 1890 yılında yayımladığı “Küçük Asya’nın Tarihsel Coğrafyası” isimli kitabında Samantos şehrinin daha sonra “Zamantı Irmağı” adını aldığını yazmıştır. Tıpkı aynı bölgedeki Saros Irmağı’nın Sarız ilçesine ismini verdiği gibi... Zamantı Irmağı’nın daha da eski ismi ise sonradan unutulacak olan “Karmalas”tır. Bu isim de Şerefiye köyünde kurulmuş Karmalis şehrinden gelmektedir. 
Güzergâha baktığımız zaman; Kayseri’den doğuya doğru gidildiğinde Karadayı’nın 2 km güneybatısında Zerezek Kalesi ve devamında Kızılhan’ın güneyindeki Soladere Vadisi geçildikten sonra Pınarbaşı’na ulaşılmaktadır. Arya-ratya; burada ayrılan iki koldan kuzeye dönüldüğünde Sivas’a, güneye dönüldüğünde Lapara’ya yani Karayurt’a ulaşır. Lapara şehri de tarihte çok önemli bir şehir olma unvanını almış hatta Malazgirt’te Başbuğ Sultan Alparslan ile savaşan ünlü Bizans İmparatoru Roman Diyojen, 1068 yazını bu şehirde yani Karayurt’ta geçirmiş; Göksun üzerinden Suriye’ye girmiştir. Eski adı Kara Kilise olan Karayurt’taki kilise kalıntılarına köy evlerinin duvarlarında hâlen rastlanır.
Lapara’dan sonra gene iki kola ayrılan yolun batıya gideni Şarköy üzerinden Süvegen’e oradan da tekrar Kayseri’ye ulaşmaktadır. Lapara’dan güneye inen kol ise önce Mollahüseyin-Kemer arası (Sirica), sonra da Göksun’a (Kokussos’a) varır. Ramsay, kitabında Karl Ritter isimli Alman coğrafyacının yazdığı “Küçük Asya” isimli esere atıfta bulunarak burada eski tarihlerde “Pınarbaşı” isminde bir yerin olduğunu belirtmektedir. 
1880’li yıllarda Pınarbaşı’na gelen Ramsay, kitabında; buraya bir kaymakam atandığını, şehrin isminin de Sultan Abdülaziz’in isminden esinlenilerek “Aziziye” olarak değiştirildiğini yazmaktadır. Görüldüğü gibi Arya-ratez’in kral ismiyle devam eden gelenek, Aziziye ile tekrar ortaya çıkmış ve şehre yine hükümdar ismi verilmiştir.
Ecdat Selçuklu’nun Anadolu’ya gelmesinden sonra geçen süre zarfında Türkler Samandos’a “Zamantı” demişler ve Selçuklu tarihinde Şarköy (Komana) ile birlikte anılmıştır. Bu iki önemli şehir sık sık işgale uğrayarak Araplar, Moğollar, Bizanslılar ve Selçuklular arasında defalarca el değiştirmiştir. Aynı dönemde Zamantı (Samantos) yakınlarındaki Yabanlu Ovası’nda kurulan Pazarören’deki uluslararası fuar, bölge ekonomisinde çok önemli rol oynamıştır. 
Mevlâna’nın şiirlerinde dahi adı geçen Yabanlu Pazarı; nisan ayında 40 gün süreyle kurulup dünyanın dört bir yanından gelerek İpek Yolu üzerindeki kervansaraylarda konaklayan tüccarlar için maden, boya, kumaş, kürk alım satım yeri olmuştur. 
1277’den sonra önemini kaybedip pazar yerinin Moğol valilerinin yaylağı olmasından sonra ekonomisini ticarete göre ayarlayıp tarımı ihmal eden bölge halkı, ekonomik sıkıntıya düşmüş; böylece Zamantı (Samantos) tamamen terk edilmiştir. Bundan sonra Pınarbaşı, yüzyıllar süren bir yalnızlığa mahkûm olmuştur. Prof. Osman TURAN’ın yazdığına göre o tarihlerde bu bölgeye yerleşen Türklere “Kapadokya Türkleri” denilmiştir. Türkmen obalarından şehre yerleşip Pınarbaşı ismini kullananlar da olmuştur. Kanuni döneminde “Karye-i Pınarbaşı” yani Pınarbaşı köyü isimli küçük bir köyün ilçemizin olduğu yerde kurulduğu bilgisi, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün “Defter-i Hakani” dizininde yer alır. Yalnız bu durum uzun sürmemiş; bölgede tarım yapılmasının güçlüğü, göçebe hayatı tercih edip yerleşik düzene uyum sağlayamama ve ağır kış şartları bu hususta en önemli etkenler olmuştur. 17. yüzyıldaki Celâli isyanları, eşkıya baskınları da çevre sakinlerini canından bezdirmiş ve şehir tekrar terk edilmiştir. IV. Murat döneminde bölgeyi haraca kesen bir eşkıyadan şikâyetçi olan Karadayılı bir köylünün Sultan’a yazdığı mektupta “Padişah sen misin yoksa eşkıya mı bilelim” sözüne karşılık Sultan Murat’ın “Tiz bana o eşkıyanın kellesini yoksa kendi kelleni gönder” diye Sivas Valisi’ne ferman çıkardığı tüm tarihçilerce bilinmektedir. 
Sultan Abdülaziz’in bölgeyi tekrar iskâna açmasıyla birlikte yeniden canlanan Pınarbaşı; 1860’lardan itibaren Avşarlar, Çerkezler ve 93 Harbi muhacirleri ile yeniden dolmaya başlamıştır. 1863 yılında belediye ilan edilen şehre, Altıkesekli Loğ Mahmut, belediye başkanı olmuştur. Daha sonra Sivas Valisi olan Muammer Bey de kaymakam olmuştur. Belediye Başkanı Loğ Mahmut’un Tepe Mahalle’deki konağının bahçe duvarlarında Samantoslara ait üzeri yazılı mezar taşları ve lahit kapaklarına rastlanmıştır. Bugünkü Pınarbaşı Hükûmet Konağının inşaatı yapılırken temel kazısı sırasında çıkan kurnaların da eski Roma Hamamı’na ait olduğu bilinmektedir. 
Pınarbaşı’nın esrarengiz tarihi ile ilgili Roma yolları, atlar ülkesi, yer altı şehirleri, ihtişamlı kral mezarları ve tüm tarihî kalıntılar; Kültür ve Turizm Bakanlığının inceleme ve araştırma hizmetini beklemektedir. Buram buram tarih kokan ve dört bine yakın bitki florasıyla dünyanın eşsiz bir tabiat harikası olan Pınarbaşı için yörede yaşayan herkesin ve her kesimin el birliği, güç birliği ve gönül birliği ile var olan doğal ve tarihî değerleri anlaması, anlatması, fark ettirmesi ve yayması yönünde gerekli duyarlılığı gösterme zorunluluğu vardır.                                                                                                        
                                                                                                   İhsan YALÇINKAYA
                                                                                                         Eğitimci/Yazar
               KAYNAKÇA
1. Anadolu Uygarlıkları, Görsel Yayınları, Cilt II, İstanbul 1982.
2. Erken Helenistik Çak Sikkeleri, Otto Markholm, Homer Kitabesi.
3. Geographia XII – XIV Antik Anadolu Coğrafyası, Strabon, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Üt. 1993.
4. Grek ve Roma Sikkeleri, Oğuz Tekin, Yapı Kredi Yay. İst. 1993.
5. Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu, 1993.
6. Klein Asien, Carl Ritter – Berlin, 1890.
7. Meydan Larus, 1981
8. Muhasebei Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri, Hakani Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Md. Ank.
9. Selçuklular Zamanında Türkiye, Osman Turan, Boğaziçi Yayınları, 1993.
10. Türkiye Halkının İlk Çağ Tarihi, Prof. Bilge Umar, ink. Yayınları, İst. 1984.
11. Kapadokya, Metin Sözen, Ayhan Şahenk Vakfı, 1998.
12. Pınarbaşılılar Dergisi.
 
PAYLAŞ
×