Güner DİNÇASLAN

Güner DİNÇASLAN

gunerdincaslan@gmail.com

Hanımağa 15. Bölüm

Dedikleri gibi yaptılar, gün ağarıncaya kadar istedikleri her yere gittiler. Ne yapmak istiyorlarsa içlerinden geldiği gibi onu yaptılar. Çocuksu bir sevinç yakalamışlardı. Yine otelin önü, yine ayrılık. İsyan ettiği bu ayrılıkları yaşamak istemiyordu. Çocukça hırçınlıklara bürünüp bu ayrılışlara tepinerek karşı gelecekti. Sahi, böyle davransa isteği gerçekleşir miydi? Delice olan fikre bile sığınabilecek kadar Hanımağa’nın ve onun kararları karşısında aciz kalıyordu. Birbirlerini bulmuşlarken hala bu kaçışlar nedendi! Bu ayrılışlar neden yapılıyordu! Yeterince uzak kalınmamış mıydı? Bu soruların cevaplarını bilse de kendine hakim olamıyor, her ayrılış anında aynı isteği yeliyordu.

Ayrılık vakti geldiğin de ellerini uzattı adam.

            -Haydi, tut ellerimi.

            -Tutamam, dedim ya o eli yüreğimle beraber tutmalıyım. Henüz ona hazır mıyım bilmiyorum.

            Mahzun ayrılan adamın ardından sevecen baktı Hanımağa.

Gönüllerin sultanı olan Hanımağa günlerini hep yazarak geçiriyordu. İmza altına almadığı hiçbir duygusu kalmasın istiyordu.

Hayatında öğrendiği her şeyin faturasını ödemişti, hem de en ağır bir biçimde. Hiç bir şeyi kolayına ve bedava öğrenmemişti. Bunu herkesle paylaşmak istiyordu. Onun için durmadan yazıyordu. Onun hayatında hiçbir şey ucuz değildi, bedelleri de öyleydi. Hayat ona ağır bedeller ödetmişti. O yinede ayaktaydı. Bu bedeller onu büyütmüştü.

Birilerine yol göstersin, kalıcı olsun diye durmadan hayat dersini yazıyordu. İşte böyle bir gün de odasının kapısı çalındı. Saatine baktı, zaman bir hayli ilerlemişti. Merakla kapıyı açtı. Dosttu adına yazılmış bir not verildi eline. Açıp okuyunca beyninden vurulmuşa döndü.

 “Hemen gitmeliyim” diye, odanın içerisinde şuursuzca dolanıp duruyordu. O telaşla ne yapacağını, kime haber vereceğini bile düşünememişti. Merdivenlerden hızla indi. Kapının önünde kendini bekleyen görevli telaşla arabanın kapısını açtı. Yollar uzamış dakikalar adeta saatlere dönmüştü.

Nihayet büyük bir konağın önünde durdular. Evin merdivenlerini hızla çıktı. Kapıları adeta yumruklayarak açıyordu. Birden karşısına bir yatak ve kıpırtısız yatan dostunu gördü. Elinde olmadan üzerine kapandı.

“Ne oldu?” diye, etrafındakilere sordu. Sesinde, çaresizlikle kahrolmanın acısı vardı.

            -Sakin olun hanımefendi her şey yolun da.

 Sanki söylediğine kendisi de inanmıyormuş gibi sessiz konuşuyordu doktor.

            Nesi var ?Neden kıpırtısız bu şekil de yatıyor?. Ne olur anlatın!

-Dün gece aniden fenalaştı. Hiçbir tıbbi müdahaleye cevap vermiyor. Hep sizi sayıkladığı için haber vermeyi uygun gördük. Tespit edebildiğimiz hiçbir hastalığı yok. Sebebini bilmiyoruz.

            -Burada kalmalıyım yanı başında. Ellerini tutacağım; yanında olduğumu hissetsin. Hanımağa yatağın yanı başına diz çöktü. Yüzünü o yüce insanın ellerine gömerek dua etmeye başladı.

- “Benim canımı al”dedi, “Ömründen al onun ömrüne ekle”...

 Böyle ağlarken ona direnç verileceğini hissediyordu. Canından vaz geçecek kadar çok sevdiğini böyle bir şey yaşayınca mı bilecekti. Bu haksızlıktı. Onun “ Gel” diye çağırışlarına belki de küçük kaprisler yüzünden cevap vermeyişlerini hatırlayınca kahroluyordu. Bu kavuşmanın sonunda eğer ayrılık olursa bu haksızlıktı. Buna dayanamazdı.

            Ölüm duygusunun uçuşan tüllerini bir an yüzünde hissetti. Ürpertiyle ellerine daha sıkı sarıldı. Bedende ölüm, ruhunda ki sevginin desteksiz kalması demekti. Hayır dedi... Hıçkırıklara boğulurken, “Ölüm Meleği, ne olur onu alma. Bana bağışla sevgime bağışla. Yaşayacağımız çok şeyler var. Henüz yolun başındayız. Şimdiye kadar yaşayamadıklarımızın  hatırına onu alma! Yeni bulmuşken sonsuza kadar onu kaybetmek beni kahreder.”

Yalvaran gözlerle başını göğe doğru kaldırdı.

            Hüzünler hüzünleri çağırıyordu. Bundan sonra hayat yelinin esiş yönüne doğru yelken açacaktı. Bu fırtına dinsindi artık. Ruhunun çatırdamaya başladığını hissediyordu. Ya hayat denen bu koca denizde bir daha dönmemek üzere batıp giderse ne olacaktı! “Bir daha hüzün yok” dedi. Söz veriyorum sevgiden başka hiçbir duyguyu tanımayacağım. Hüzün yok derken çok kararlıydı.

            Ellerini tuttuğu parmaklar yavaş yavaş kıpırdıyordu. Ateşi düşmüş sayıklamalar dinmişti.  El ele koca iki gün geçmişti. Her ikisi de bitkindi. Aralanan gözler hayata yeniden “ Merhaba” dedi.

            -Bak dedi Hanımağa,  ellerini tutuyorum, hem de bir daha asla bırakmamak üzere.

            Genç adam gülümseyen dudaklarına ellerini götürüp uzun uzun öptü. Hanımağa coşmuştu. Herkese emirler veriyordu.

“Odanın penceresini açıp buranın ölüm kokan havasını kovun. Taze bahar çiçeklerinin mis kokuları yayılsın odanın her yerine. Şimdi hazır ol hayat seni yaşamaya geliyoruz. Bembeyaz hayat sayfalarına biz ne istersek onu yazacağız. Hiç kimsenin adımıza bir şey yazmasına artık tahammülümüz yok, bu böyle biline.”

Ele le geçirdiği bu azap dolu iki gün hayatın dersini vermişti. Yaşayacakları kaç zamanları kalmıştı ki hovardaca hiçbir işe yaramadan birbirlerinden uzakta bunu harcıyorlardı. Bundan sonra yaşamak konusunda gereğinden fazla cimri olacaklar, hiçbir şeyi boşa geçirmeyeceklerdi.

            Birkaç gün sonra, el ele dolaşmaya çıktıklarında, yapılacak çok işlerinin olduğunu fark ettiler. Hemen projeler ürettiler. Yeni mücadeleler onları bekliyordu. Birbirlerinin gözlerine bakıp kahkahayla güldüler.

                        “Biz uslanmaz iki deliyiz”

Valizler bir daha hiç toplanmadı. Duygular hiç karışmadı. Eski duygular nadasa bırakılmıştı. Şimdi hayatı yaşama zamanıydı.

                                                                                                         

PAYLAŞ
×