Bahattin NARİN

Bahattin NARİN

bahattinnarin@kayseridijitalhaber.com

Bedenlerin Değil, Yüreklerin Donduğu Gün

Yıl = 15.12.1914
Yer= Sarıkamış Alla hu Ekber dağları 
 
Kelimelerin donduğu yüreğimizin buz tuttuğu yer Sarıkamış. Enver paşa komutasında ki ordu Rusların esareti altında olan Karsı düşmanın elinden almak için harekât emrini vermişti. Sarıkamış’a ulaşmak ve düşmanı şaşırtmak için Allah hu Ekber dağlarını aşılması gerekiyordu tam 150 km lik çetin bir yol. Askerlerin birçoğu çölden gelmişler yazlık üniformaları var üzerlerinde. Bir kısmı da gönüllü askerlerden oluşmakta yaşları belki 15 ama koca yürekli Mehmetçikler. Arkalarına bakmayı ar saymışlar hepsi helalliklerini alıp çıkmışlar yola hiç geri dönmeyi düşünmediler. Emir verildi. Allah hu Ekber dağları koca bir kefen gibi karşılarında. Tek tek saracak donmuş bedenleri. Kar taneleri örtecek donmuş bedenleri. Yolda ilerlerken bir fırtına göz gözü görmüyor. Dışarısı eksi 30 dayanamayan bedenler düşüyor toprağa birer birer. Arkadan gelen askerler korkuya bile kapılmadılar yüreklerde iman ve vatan sevgisi. Şehit olan arkadaşların potinini ve silahlarını alarak devam ediyorlardı yollarına. Çok sürmeden açlık karşılıyor dağların eteklerinde onları. Verem ve tifo kol geziyor askerlerin arasında. Daha düşmanla karşılaşmadan nice kayıplar veriliyor. Atmış bin kardelen tek bir mermi atmadan şehit oluyor. Soğuktan silahları ellerine yapışmış parmakları tetiğe basamıyor ama dikiliyor düşmanın karşısına siper ediyor gövdesini bir karış vatan toprağı için.
 
Bir torun olarak bana da nasip oldu anma programına katılmak. Anma programı için yürüyüş yapılacak. Dedelerimiz gibi delikli potinle değil yazlık kıyafetle değil tam tekbir kar malzemeleri ile çıktık yola. Bu kıyafetlerle üşümek nerdeyse imkânsızdı. Karşımızda Allah hu Ekber dağları her adımda içim titriyordu. Düşen her kar tanesinde bir Mehmetçiğin ismi yazıyordu adeta, oda mahzundu nazlı nazlı düşüyordu toprağa incinmesin binlerce kefensiz yatan Mehmetçiğim der gibi. Fırtına öncesi seslik var yürüyüşte sadece insanların ayak sesleri ve üşüyen nefesler duyuluyordu, belki de dedelerimize edepten konuşamıyorduk. Kim bilir emanetine ne kadar sahip çıkabildik diye sorguluyorduk kendimizi. Fırtınanın sesleri başlıyor yavaş yavaş sanki bir ağıt gibi uğulduyor kulaklarımızda. Neler anlatıyordu bizlere, donmamak için birbirlerine sarıldıklarını mı geride bırakmamak için birbirini omuzladıklarını mı? Belki de bir dilim ekmeği kaç kişiyle bölüştüklerini anlatıyordu dert dertli. Fırtınada kirpiklerimiz donarken anlamaya çalışıyorduk ecdadımızı. Şehitliğe ulaştığımızda duygularımız kat kat artmıştı. Şimdi dua vaktiydi. 
 
Yıl 2019 zaman su gibi akıp geçmişti. O yürüyüş halen aklımda belki de hayatımın en güzel yürüyüşüydü. Acı tarihimizin sayfalarında dolaşmak gibiydi. O günden sonra üşüyorum demeyi kendime ar saymıştım her soğukta titrediğimde aklıma gelir Sarıkamış. Biz kar’ın güzelliklerini yaşarkenonlar esaretini yaşadı. Bizlere her kardelenin yeni umutlar olduğunu öğrettiler. Bu bedenler kar altında kalsa da bir ölür bin diriliriz gösterir kardelenler.Bu vatan bize nasıl emanet edildiğini hatırlamadan. Tamda Sarıkamış harekâtının yıl dönümünü yaşarken anlatmalıyız yavrularımıza vatan bize nasıl emanet edildi. Bilmeleri ve tanımaları gerekiyor dedelerini ne zorluklar altında can verdiklerini. İmkânlarımız ölçüsün de gitmeliyiz Sarıkamış’a, yaşamalı ve yaşatmalıyız o manevi iklimi. Bu vatan kolay kazanılmadı ve kolay kolay bırakmamayı öğretmeliyiz vatanımızı emanet edeceklerimize. 
 
PAYLAŞ
×