Ahmet FAYDALI

Ahmet FAYDALI

ahmetfaydali@kayseridijitalhaber.com
İşte o an, bedenimizde ve zihnimde hissettiğimiz o sorumluluk duygusu, tarihin her döneminde böylesi bir çaresizliğe kayıt kalamayan milletimize ve ecdadımıza yakışır bir şekildeydi.
 
"Kardeşim, gel buyur, masamıza otur. Bizim üzüme ihtiyacımız yok; fakat masamızda fazla menü var, gel, sen de bize katıl. İstediğin başka bir şey varsa gel sipariş edelim" dedim. O an o göçmen arkadaş oldukça utangaç bir tavırla masamıza oturdu ve derhal önüne yiyecekleri koyarak  devam etmesini söyledik. Ağzına attığı her lokmada bize teşekkür ediyordu ve mahcubiyeti her anından belli oluyordu. 
 
Adın nedir dedim, "Shamim" dedi ve arkasına siz kimsiniz, nereden geldiniz diye sordu.Ve biz de cevap verdik: Türkiye.
 
İşte o cevap, benim için unutulmaz bir tecrübenin fitilini ateşlemişti. Nitekim Shamim, Türkiye kelimesini duyduğunda yemeyi bırakarak, birkaç saniye duraksadı ve bize bakarken gözleri dolmuştu.
 
O an tepkisine anlam veremedim ve "Ne oldu? Neden düşünüyorsun?" diye sordum. Ardından bizleri mağrur kılan, etkisini günlerce atamadığım şu kelimeler ağzından dökülmeye başlamıştı:
 
"Ne zaman bir Türk görsem, karnım doyuyor. Siz hep böyle iyi bir millet misiniz?"
 
Çok şaşırmıştım. "Neden kardeşim? Neler oldu?" dedim.
 
"Benim ailem Bangladeş'te yaşıyor ve ben burada kazandığım parayı aileme göndermek zorundayım; çünkü Bangladeş'te durumumuz çok kötü. Sabahları hamallık yapıyorum ve akşamları üzüm satarak karnımı doyurmaya çalışıyorum. Bunun için fast-food restoranlarına gelmek zorundayım. İnsanlar beni burada görmek istemiyor. Ne zaman yanlarına gitsem bana vuruyorlar ya da uzaklaşmam için hakaretler ediyorlar; ancak ne zaman bir Türk görsem, ya sizin gibi masasına davet ediyor ya da cebime harçlık koyuyor. Ben Türkleri çok seviyorum; çünkü Türkler yabancılara çok iyi davranıyorlar. Hatta bazen zengin Bangladeşlilerle karşılaşıyorum, onlar bile benden üzüm almak istemiyorlar ve güvenliği çağırıp beni restorandan attırmak istiyorlar; ama Türkler hiçbir zaman böyle davranmıyor"
 
Shamim'in ağzından bu kelimeler dökülürken, yemeyi bıraktığımı ve bütün dikkatimi Shamim'e verdiğimi fark ettim. Bu sözler beni çok gururlandırmış ve çok duygulandırmıştı. "Yemeye devam et kardeşim, hepimiz Müslümanız, biz kardeşiz. Bu söylediklerin diğer toplumların hatası. Biz böyle ufak şeyleri mesele etmeyiz" dedim ve bir başka gurur verici söz hemen arkasına cevaben gelmişti:
 
"Allah, herkese Türklerle dost olmayı nasip etsin."
 
haberle ilgili görüşmek istiyorum ">

Ne Zaman Türk Görsem Karnım Doyuyor

Türkiye önemli ihracatçı ülkelerden biri. Elbette bu başarının arkasında binlerce gizli kahraman yatıyor. Dünyada ayak basılmamış tek karış toprak bırakmayan, her türlü macerayı ve riski göğüsleyerek dünyanın en ücra köşelerine dahi Türkiye menşeli ürün ve hizmetleri ulaştırmak için canla başla mücadele eden sessiz kahramanlarımız onlar. Ve bu kahramanlar gittikleri ülkelerde sadece ticaret ilişkisi değil, aynı zamanda oralarda gönül köprüleri de inşa ediyor. Ve elhamdülillah bizler de her daim böylesi kutlu bir yola baş koymuş olmanın gururlu sevincini yaşıyoruz.
 
Tam bu noktada başımdan geçen ilginç bir olayı kaleme almak istiyorum. Çünkü etkisini atmamın uzun sürdüğü, Türkiye'den gelip de başka bir ülkede misafir olmanın ne kadar gurur verdiği olaylardan biriydi benim için.
 
İşimiz gereği çeşitli bağlantılar kurmak üzere yine ihracatçı olan bir arkadaşımla Bahreyn'e ziyarete gitmiştik. Benim için ilk Bahreyn ziyaretiydi. Bir akşam üstü bir fast-food restoranında yemek yediğimiz esnada, Bahreyn'de göçmen olduğunu anladığım esmer, zayıf, uzun boylu bir genç, oldukça çekingen bir tavırla oturduğumuz masaya yaklaştı ve düşük bir ses tonuyla, kulplarından tutarak açtığı poşetinin içindeki üzümleri işaret etti.
 
İlk başta ne söylemek istediğini anlamadım ve neden üzümleri gösterdiğine de anlam veremedim. Birkaç saniye göz göze bakıştık ve ardından bu nedir diye sordum. "Bangladeş'ten geliyorum, burada göçmenim ve çok açım. Eğer üzümlerimden satın alırsanız ben de sizin gibi karnımı doyuracağım" dedi. 
İşte o an, bedenimizde ve zihnimde hissettiğimiz o sorumluluk duygusu, tarihin her döneminde böylesi bir çaresizliğe kayıt kalamayan milletimize ve ecdadımıza yakışır bir şekildeydi.
 
"Kardeşim, gel buyur, masamıza otur. Bizim üzüme ihtiyacımız yok; fakat masamızda fazla menü var, gel, sen de bize katıl. İstediğin başka bir şey varsa gel sipariş edelim" dedim. O an o göçmen arkadaş oldukça utangaç bir tavırla masamıza oturdu ve derhal önüne yiyecekleri koyarak  devam etmesini söyledik. Ağzına attığı her lokmada bize teşekkür ediyordu ve mahcubiyeti her anından belli oluyordu. 
 
Adın nedir dedim, "Shamim" dedi ve arkasına siz kimsiniz, nereden geldiniz diye sordu.Ve biz de cevap verdik: Türkiye.
 
İşte o cevap, benim için unutulmaz bir tecrübenin fitilini ateşlemişti. Nitekim Shamim, Türkiye kelimesini duyduğunda yemeyi bırakarak, birkaç saniye duraksadı ve bize bakarken gözleri dolmuştu.
 
O an tepkisine anlam veremedim ve "Ne oldu? Neden düşünüyorsun?" diye sordum. Ardından bizleri mağrur kılan, etkisini günlerce atamadığım şu kelimeler ağzından dökülmeye başlamıştı:
 
"Ne zaman bir Türk görsem, karnım doyuyor. Siz hep böyle iyi bir millet misiniz?"
 
Çok şaşırmıştım. "Neden kardeşim? Neler oldu?" dedim.
 
"Benim ailem Bangladeş'te yaşıyor ve ben burada kazandığım parayı aileme göndermek zorundayım; çünkü Bangladeş'te durumumuz çok kötü. Sabahları hamallık yapıyorum ve akşamları üzüm satarak karnımı doyurmaya çalışıyorum. Bunun için fast-food restoranlarına gelmek zorundayım. İnsanlar beni burada görmek istemiyor. Ne zaman yanlarına gitsem bana vuruyorlar ya da uzaklaşmam için hakaretler ediyorlar; ancak ne zaman bir Türk görsem, ya sizin gibi masasına davet ediyor ya da cebime harçlık koyuyor. Ben Türkleri çok seviyorum; çünkü Türkler yabancılara çok iyi davranıyorlar. Hatta bazen zengin Bangladeşlilerle karşılaşıyorum, onlar bile benden üzüm almak istemiyorlar ve güvenliği çağırıp beni restorandan attırmak istiyorlar; ama Türkler hiçbir zaman böyle davranmıyor"
 
Shamim'in ağzından bu kelimeler dökülürken, yemeyi bıraktığımı ve bütün dikkatimi Shamim'e verdiğimi fark ettim. Bu sözler beni çok gururlandırmış ve çok duygulandırmıştı. "Yemeye devam et kardeşim, hepimiz Müslümanız, biz kardeşiz. Bu söylediklerin diğer toplumların hatası. Biz böyle ufak şeyleri mesele etmeyiz" dedim ve bir başka gurur verici söz hemen arkasına cevaben gelmişti:
 
"Allah, herkese Türklerle dost olmayı nasip etsin."
 
PAYLAŞ
İşte o an, bedenimizde ve zihnimde hissettiğimiz o sorumluluk duygusu, tarihin her döneminde böylesi bir çaresizliğe kayıt kalamayan milletimize ve ecdadımıza yakışır bir şekildeydi.
 
"Kardeşim, gel buyur, masamıza otur. Bizim üzüme ihtiyacımız yok; fakat masamızda fazla menü var, gel, sen de bize katıl. İstediğin başka bir şey varsa gel sipariş edelim" dedim. O an o göçmen arkadaş oldukça utangaç bir tavırla masamıza oturdu ve derhal önüne yiyecekleri koyarak  devam etmesini söyledik. Ağzına attığı her lokmada bize teşekkür ediyordu ve mahcubiyeti her anından belli oluyordu. 
 
Adın nedir dedim, "Shamim" dedi ve arkasına siz kimsiniz, nereden geldiniz diye sordu.Ve biz de cevap verdik: Türkiye.
 
İşte o cevap, benim için unutulmaz bir tecrübenin fitilini ateşlemişti. Nitekim Shamim, Türkiye kelimesini duyduğunda yemeyi bırakarak, birkaç saniye duraksadı ve bize bakarken gözleri dolmuştu.
 
O an tepkisine anlam veremedim ve "Ne oldu? Neden düşünüyorsun?" diye sordum. Ardından bizleri mağrur kılan, etkisini günlerce atamadığım şu kelimeler ağzından dökülmeye başlamıştı:
 
"Ne zaman bir Türk görsem, karnım doyuyor. Siz hep böyle iyi bir millet misiniz?"
 
Çok şaşırmıştım. "Neden kardeşim? Neler oldu?" dedim.
 
"Benim ailem Bangladeş'te yaşıyor ve ben burada kazandığım parayı aileme göndermek zorundayım; çünkü Bangladeş'te durumumuz çok kötü. Sabahları hamallık yapıyorum ve akşamları üzüm satarak karnımı doyurmaya çalışıyorum. Bunun için fast-food restoranlarına gelmek zorundayım. İnsanlar beni burada görmek istemiyor. Ne zaman yanlarına gitsem bana vuruyorlar ya da uzaklaşmam için hakaretler ediyorlar; ancak ne zaman bir Türk görsem, ya sizin gibi masasına davet ediyor ya da cebime harçlık koyuyor. Ben Türkleri çok seviyorum; çünkü Türkler yabancılara çok iyi davranıyorlar. Hatta bazen zengin Bangladeşlilerle karşılaşıyorum, onlar bile benden üzüm almak istemiyorlar ve güvenliği çağırıp beni restorandan attırmak istiyorlar; ama Türkler hiçbir zaman böyle davranmıyor"
 
Shamim'in ağzından bu kelimeler dökülürken, yemeyi bıraktığımı ve bütün dikkatimi Shamim'e verdiğimi fark ettim. Bu sözler beni çok gururlandırmış ve çok duygulandırmıştı. "Yemeye devam et kardeşim, hepimiz Müslümanız, biz kardeşiz. Bu söylediklerin diğer toplumların hatası. Biz böyle ufak şeyleri mesele etmeyiz" dedim ve bir başka gurur verici söz hemen arkasına cevaben gelmişti:
 
"Allah, herkese Türklerle dost olmayı nasip etsin."
 
haberle ilgili görüşmek istiyorum ">
×